KALEMİN UCUNA DÖKÜLENLER
Her şey önce bir hayalle başladı. İlk başta anne babamın hayaliydim. Dünyaya geldim. Sonra kendim hayal kurmayı keşfettim ve kendime hayallerimden bir dünya yarattım...Çağımızın Sorunu: "Her an ulaşılabilir olmak"
Bayramın üçüncü günü, saat akşam dokuz civarı. Düzce'den Karasu'ya doğru yola çıktık. Navigasyon gayet iyi niyetli bir şekilde bizi en kısa yola yönlendiriyor ve "cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir" sözü ben de ilk kez bir anlam ifade ediyor. Yönlendirildiğimiz yol macera arıyorsanız ve altınızda 4x4'nüz varsa harika bir yol. Dağ yolunu keçi gibi tırmanıyorsunuz ve aklınızda sürekli "acaba karşımıza bir ayı çıkar mı?" sorusu.
Biz yolla cebelleşirken iş telefonum çalıyor. Bilmediğim bir numara. Telefonla arayan kişi beni internetten bulduğunu, kendisinde dikkat eksikliği bozukluğu (DEHB) olduğunu, seans ücretim ve çalışma sistemimle ilgili bilgi almak istediğini söylüyor. Ben de kibar bir şekilde o günün bayram olduğunu hatırlatıyor ve bayramdan sonra aramasını rica ediyorum. Kısa ama derin bir sessizlikten sonra karşı taraf da kibar bir şekilde bayramımı kutluyor ve telefonu kapatıyor.
Bu tipik bir DEHB'li davranışıdır. Sabırsızdır. O an kafasına koyduğu şeyi hemen yapmak ister. Düşünmeden hareket eder. Zaman kavramı yoktur. Empati kurmakta zorlanır. Yıllardır bu tarz davranışlara danışanlarımdan alışığım. O yüzden de bu arayan kişiyi ne yadırgıyor ne de yargılıyorum. Ama bu ona istediğini vereceğim anlamına da gelmiyor. Bunun iki sebebi var. Birincisi, arayan kişi ister benim danışanım olsun ister danışan adayım, onu o "an"a getirip aradığı zamanın uygun bir zaman olmadığını kibar bir şekilde fark ettirmek benim DEHB uzmanı olarak görevim. Eğer ona o an istediğini verirsem ona yardım etmemiş olurum. İkinci sebebim de, işimle ilgili her an ulaşılabilir olmak istemiyorum. Danışanlarımla sınırlarım nettir. Bana seans dışında acil durumlarda her an ulaşabileceklerini bilirler. Ve o "acil" durumların da tanımı gayet açıktır. Onun dışında iş saatleri dışındaki hayatıma saygı gösterirler.
Buraya kadar size DEHB'nin klinik tablosundan kısaca bahsettim. Ama günümüzde bu klinik tabloya dahil olmadan aynı belirtileri gösteren birçok patron, yönetici ve müşteri ile karşı karşıyayız. Çünkü iş dünyasındaki yoğun rekabet bunu gerektiriyor(muş). Şükür ki bunun aksini söyleyen ve müşteri memnuniyetinden çok çalışan memnuniyetine önem veren patronlar ve yöneticiler de var. Bunlardan biri de Virgin şirketler grubunun CEO'su Richard Branson. Branson müşteri memnuniyetinin çalışan memnuniyetinden geçtiğini bilen, iş-yaşam dengesine önem veren vizyon sahibi bir lider. Gözlemlediğim kadarıyla ülkemizde de iş-yaşam dengesine önem veren şirketlerin sayısı yavaş yavaş artmaya başlıyor.
İş-yaşam dengesi nedir?
İş-yaşam dengesi, çalışanların iş ve özel hayatının uyumudur. İş ve yaşam arasında kurulan denge aslında herkes için kazan kazan durumudur. Öncellikle çalışanların yaşam kalitesi artar. Akıl, ruh ve beden olarak daha sağlıklı olurlar. Şirket içindeki huzur artar. Çalışanlar kendilerine değer verildiğini hissederler. Verimlilikleri ve yaratıcılıkları artar. İşe devamsızlık azalır. Şirketlere bağlılık artar. Aile içinde daha huzurlu olurlar ve bu da çocukların daha sağlıklı bir ortamda yetişmesi anlamına gelir.
Benim bundan dört sene önce sütten ağzım yandığı için artık yoğurdu üfleyerek yiyorum. Çalışmayı, üretmeyi, bilgim ve tecrübemle insanlara destek olmayı çok seviyor olmama rağmen yeniden tükenmişlik sendromu yaşamamak ve hayatın tadını çıkartmak için işimle özel hayatım arasında artık net bir çizgi çiziyorum. Çünkü bu dünyaya çalışmaya geldiğim kadar "gerçekten" nefes alıp hayatın tadını çıkartmaya da geldim.
Bu yola çıkış hikayemi anlatırken hep söylerim, 2012 senesine kadar benim hayatım iki bölümden oluşurdu. Birincisi "Bir Baltaya Nasıl Sap Olacağım?". Bu aslında hiç dile getirmemiş olsalar da anne ve babamın benimle ilgili endişesiydi. İkincisi de "Bir Baltaya Sap Oldum da Noldu?". Bu da herkesin endişesini boşa çıkartıp başarılı olduktan sonra yaşadığım tükenmişliğin hikayesi. (Hikayemin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.)
Şimdilerde ise hayatımın üçüncü ve şu ana kadar ki en güzel dönemini, "hayatın tadını çıkartıyorum" dönemimi yaşıyorum. Hayatta yaşadığım her tecrübeyi mesleğime aktardığım için de dört senedir ilk göz ağrım yetişkinlerde DEHB'nin yanı sıra yoğun bir şekilde iş-yaşam dengesi kurmak isteyenlere hem birebir hem de atölye çalışmalarıyla destek oluyorum.
Artık yaz sezonu kapattık ve bugün okulların açılmasıyla da resmi olarak sonbahara girdik. Hazır sonbahar gelmişken ve iş enerjisi yükselmişken siz de şapkanızı önünüze alıp kendinize şu soruları sormaya ne dersiniz?
- Şu anki hayatımdan mutlu muyum?
- Hayatımda neler eksik?
- Hayatımın bundan sonraki evresinde nasıl bir hayat yaşamak istiyorum?
- Mevcut şartlarım içinde bu hayatı yaşamak mümkün mü?
- Mümkünse neler yapabilirim?
- Mümkün değilse istediğim hayatı yaşamak için nelerden vazgeçmeye hazırım?
Sorularınızın cevaplarının size kristal berraklığında gelmesi dileği ile...
Pınar Kobaş
- 8 Yaşındaki Çocuğunuza Dikkat İlacı Verirken İki Kere Düşünün!
- Çağımızın Sorunu: "Her an ulaşılabilir olmak"
- Başlamak İçin Neye İhtiyacın Var?
- Şimdi Değilse Ne Zaman?
- Hoşgörü temelli bir toplumda yaşamak için iş yerlerinde neler yapabiliriz?
- Hoşgörü temelli bir toplumda yaşamak için neler yapabiliriz? - 2. Bölüm
- Hoşgörü temelli bir toplumda yaşamak için neler yapabiliriz? - 1. Bölüm
- Sevginin Çözemeyeceği Hiçbir Sorun Yoktur
- Babama...
- Olmamız gereken şeyi olduğumuz gibi kalarak olamayız.
- Hayatı hiç geç yakaladığınızı düşündüğünüz oldu mu?
- Lütfen İnternette Okuduğunuz Bilgilerle Kendinize Tanı Koymayın!..
- Biz Nerede Hata Yapıyoruz?
- Size Bir Özür Borcumuz Var Çocuklar
- Ozon Tabakasının Delinmesini Dikerek Önleyemez miyiz?