KALEMİN UCUNA DÖKÜLENLER

Her şey önce bir hayalle başladı. İlk başta anne babamın hayaliydim. Dünyaya geldim. Sonra kendim hayal kurmayı keşfettim ve kendime hayallerimden bir dünya yarattım...
10/07/2012

Dinle ki anla...

        Son bir aydır bir şey yazmadım, yazamadım. Bu topraklarda yaşayan herkes gibi merkezim şaştı, sarsıldım. Hem de sepetimde dualarım, enerji çalışmaları ve meditasyon gibi beni yeniden merkezleyecek yollarım, yöntemlerim olmasına rağmen. Kolay değil, ülkemiz zor günlerden geçiyor. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen komşumuzla, günümüzün çoğunu birlikte geçirdiğimiz iş arkadaşımızla, can dostumuzla belki de anne babamızla kutuplaştığımız bir süreçteyiz. Adımın Pınar olduğu kadar eminim; ilahi düzen içinde sistem mükemmel işliyor ve şu an canımızı yakan bu süreç aslında hem kişisel hem de toplumsal gelişimimiz için bir eşik ve bizim henüz farkında olmadığımız hayırlı günlere hizmet ediyor. Ama...

        Aması şu; ben de insanım ve bazen çok sıkıcı buluyorum kendimi ve kişisel gelişim kitaplarından fırlamış gibi duran cümlelerimi. Ne o öyle; her şeye bilgece bir yaklaşım, sakin ve dingin bir duruş. Arada özlüyorum öfkemin Karadeniz'in dalgaları gibi coşkusunu, ağzından köpükler çıkarta çıkarta esip gürlemenin insanda yarattığı "o anlık" rahatlamayı. Sorarım size; hangi ilaç, hangi meditasyon, hangi enerji çalışması esip gürlemek kadar "hızlı" rahatlatabilir insanı? Onun hızına sigara bile yetişemez! Kötü haber ise esip gürleme ne kadar güçlüyse yıkıcılığının da o kadar şiddetli olması.

ÖFKEMİZİ ŞİFALANDIRIYORUZ

        Aslına bakarsanız, öfke çok sağlıklı bir duygudur. Nasıl vücudumuzun herhangi bir yerindeki ağrı aslında ruhumuzdaki bir yaranın dışa vurumuysa, öfkenin de bundan bir farkı yoktur. Tek bir amaca hizmet eder, dikkatimizi şifalandırmamız gereken noktaya çekmek. Bizse birbirimizi ötekileştirdiğimiz şu günlerde bu bilinçten çok uzaktayız. Öfke tuzağına düştüğümüz için kurbağalar gibi sadece burnumuzun dibini görüyoruz. Gördüğümüz de kendi öfkemizin haklılığı, ötekinin öfkesinin anlamsızlığı. Halbuki bir şeyi anlamsız bulmak için önce "anlamak" gerekiyor. Anlamak için de dinlemek. Fakat bu hep böyleydi, birbirini dinlemeyi bilen bir toplum olduğumuzu kimse iddia etmez herhalde. Televizyondaki tartışma programları bunun en güzel kanıtı değil mi?

İŞ YİNE ANNE BABALARA DÜŞÜYOR…

        Birbirini dinleyen ve anlamayı geçtim en azından anlamaya çalışan bir toplum olabilmek için anne babalara çok büyük görevler düşüyor. Bu satırları okuyan annemin, "Kabak yine bizim başımıza patladı, ağzımızla kuş tutsak yaranamıyoruz" dediğini duyar gibiyim. Eğitim okulda değil, ailede başladığı için bir ebeveynin çocuğuna öğreteceği en önemli şeylerin başında karşısındakini önyargısız ve varsayımsız dinlemeyi öğretmek gelir. Bunun için de önce kendisinin çocuğunu aynı şekilde dinlemesi gerekiyor.

        Hepimiz için duam: "Bir orkestrada yer alan farklı enstrümanların ahenk içinde birbirlerine eşlik ettiği gibi, bizim de bu ülke topraklarında birbirimizi dinleyerek, anlayarak uyum içinde yaşamamız."